|

Hayatı
19 Ocak 570'te, Ağustos 569'da, 20 Nisan 571'de ya da 27 Nisan ya
da 26 Nisan 571'de Mekke'de doğdu ve 8 Haziran 632'de Medine Yesrip'de vefat
etti. Hem Mekke, hem de Medine bugün Suudi Arabistan sınırları içinde bulunan
Hicaz Asir Bölgesi şehirleridir. Künyesi Ebu'l-Kasım'dır. Arap geleneklerine
göre adı "Ebu l Kasım Ahmed Mahmud Mustafa Hz.Muhammed (s.a.v) el Emin ibni AbdilLat il
Mekkiyyi l Haşimiyi l Kureyşiyy il Adnaniyy il Arabi" dir.
Hz.Hz.Muhammed (s.a.v)'in 610-632
yıllarında aldığı vahiyler Kur'an'ı oluşturur.
Çocukluğu
Mekkede İsmail SS soyundan Adnaniler kavminden Kureyş
kabilesinden Haşimoğulları ailesinden gelir. 570 yılında Mekkede doğdu. Babası
Abd-Allah ibn Abd-el-Muttalib bin Haşim bin Abdül Menat(عبدالله بن عبد المطلب
ابن هاشم بن عبد مناف بن قصي بن كلاب بن مرة بن كعب بن لؤي بن غالب ابن فهر بن مالك
بن النضر بن كنانة بن خزيمة بن مدركة بن الياس بن مضر بن نزار بن معد بن عدنا :Tüm
soy ağacı arapça), annesi Medine Yesrip'ten Hazreç kabilesinden Nennaceler'den
Veheb bin Abdumenaf'ın kızı Amine'dir. Hz.Muhammed (s.a.v) daha doğmadan babası öldü.
Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalib üzerine aldı ve torununa o zamana kadar
kimseye verilmemiş olan "Hz.Muhammed (s.a.v)" adını verdi.
Hz.Muhammed (s.a.v) o sıralarda Mekke'de
bulunan Beni Sad kabilesinden Halime adlı bir kadına emanet edildi.
Hz.Muhammed (s.a.v)i
ondan önce Ebu Lehebin cariyesi Süveybe emzirdi. Hz.Muhammed (s.a.v) üç yaşına kadar
annesi Aminenin de gözetimiyle süt annesi Halime-i Sadiyyenin yanında kaldı,
daha sonra Mekke şehrine giderek kendi annesinin yanına döndü.
Hz.Muhammed (s.a.v) altı yaşında iken annesi Amine ve bakıcısı Ümm-ü Eymenle birlikte
akrabalarını görmek için Medineye gittiler. Bir ay Medinede kaldıktan sonra
Mekkeye dönüşte Ebvaya (Cuhfeden 37 km. uzak) ulaştıklarında annesi vefat
edip orada defnedildi. Cariyeleri Ümmü Eymen onu Mekkeye getirip dedesi
Abdulmuttalibe teslim etti.
Dedesi, yetiştirmesi için onu, oğlu Ebu Talipe bıraktı. Ebu Talip ona çok iyi
baktı. Yengesi de kendisine çok iyi davrandı; çocukları aç olsalar bile önce onu
doyurdu. Hz.Muhammed (s.a.v) O, benim annem gibiydi der.

Gençliği
Hz.Muhammed (s.a.v) 9 yaşındayken amcası, ticaret yapmak için gittiği
Suriyeye onu da götürdü. Busra kasabasında bir rahibin (Bahira) onun peygamber
olacağını haber verdiği söylenir. Genç Hz.Muhammed (s.a.v) 17 yaşındayken de amcası Zübeyr
ile Yemene gitti. Bu geziler, bilgi ve görgüsünü artırmasının yanı sıra ruhsal
yapısının gelişmesinde de etkin rol oynadı. Bu arada da amcaları ile birlikte
Kureyş ve Kays kabileleri arasındaki Ficar Savaşına katıldı. Ticaretle olan
ilgisi Hatice ile tanışmasına neden oldu ve onun sermayesi ile ticarete başladı.
Suriyeye yaptığı ilk seferde çok kazanç elde etti.
Evliliği
Hz.Muhammed (s.a.v) dürüstlüğü ile Hatice üzerinde iyi bir izlenim bıraktı
ve Hatice'nin evlenme teklifini kabul ederek onunla evlendi. Evlendiklerinde
Hz.Muhammed (s.a.v) 25, Hatice ise 40 yaşındaydı. Hz.Muhammed
(s.a.v) çevresinden gelen paganist görüş
ve uygulamalarla ilgilenmedi. Kendisi, aynı dönemde herhangi bir puta tapmamakla
birlikte, başkalarının tapınmalarına da açıkça karşı çıkmadı. Onun bu dönemdeki
tutumu İslam inancının kutsal kitabı Kuranda ...oysa, vahiyden önce, kitap
nedir, iman nedir sen bilmezdin (42/Şura Suresi, 52) ve Allah seni yorulmuş
halde buldu ve doğru yola yönlendirdi. (43, 7) ifadeleriyle gösterilir. Bununla
birlikte, gerek kendi ülkesinde, gerekse gezip gördüğü ülkelerdeki toplumlarda
dinsel inanç ve ahlak bakımından gözüne çarpan çöküntü, sapkınlık ve bozulmalar,
Hz.Muhammed (s.a.v) üzerinde derin izler bıraktı ve onu bu konularda düşünmeye sürükledi.
Hatice, Hz.Muhammed (s.a.v)'i amcazadesi Varaka Bin Nevfel ile tanıştırdı. Varaka
Hıristiyandı ve bilimle ilgiliydi. Tevrat ile İncil'ide iyiden iyiye incelemiş
ve arapçaya tercüme etmişti.Çok bilgili ve Filozof bir adamdı. Dinler tarihini
çok iyi biliyordu. O araştırmaları sonucunda puta tapıcılığı bırakıp
hıristiyanlığı kabul etmişti.
Varaka Bin Nevfel Hz.Muhammed (s.a.v)'i sevdi. Onda peygamberlik alametlerini de sezmişti.
Bilgili olduğu için Hz.Muhammed (s.a.v)'de ona saygı gösteriyordu. Varaka'yı her zaman
ziyaret ediyordu. O da Ona Tevrat'ı baştan başa okudu. Adem'den İsmail'e kadar
bütün Peygamberlerin menkıbelerini anlattı. Musa'nın dinini nasıl kurduğunu,
İsa'nın Hıristiyanlığını da izah etti. Vahdaniyet-i ilahiye'yi derinden derine
anlattı, fikir ve halvet yollarını gösterdi.

Vahiy Dönemi
Hz.Muhammed (s.a.v)'in 610 yılından başlayarak, öldüğü yıl olan 632'ye kadar
aldığına inanılan vahiyler Kur'an'ı oluşturur.
İlk yıllar
İslam inancına göre Peygamber olmadan önce bu sorunlara çare
bulmak amacıyla toplumdan uzaklaşıp Mekkenin yaklaşık 6 km kuzeyinde bulunan
Hira dağındaki bir mağaraya çekilmeyi ve Ramazan ayını burada geçirmeyi adet
edindi. Bu mağaraya gitmeye 1-2 yıl devam etti.
40 yaşındayken 610'da, 26 Ramazan'ı 27sine bağlayan gece (Kadir gecesi),
Hz.Muhammed (s.a.v)'e geldiğine inanılan ilk vahiy şu şekilde anlatılır:
Kendi toplumunun paganlığı ile hristiyanlık ve musevilik gibi, kitaplı dinlerin
de sapkınlıklara uğradığına karar verip bunlara ne gibi bir çare
bulunabileceğini düşünürken, Cebrail adlı melek geldi ve
Hz.Muhammed (s.a.v)e "Oku!" dedi.
O da, okumasını bilmem, ne okuyayım? dedi. Bunun üzerine Cebrail,
Hz.Muhammed (s.a.v)i
sıkarak, yine "Oku!" dedi. Hz.Muhammed (s.a.v) tekrar okuması olmadığını söyleyince,
Cebrail onu sararak aynı şekilde sıktı ve geri salarak "Oku!" dedi.
Hz.Muhammed (s.a.v)den
aynı cevabı alınca: "Ey Hz.Muhammed (s.a.v)! İnsanı bir kan pıhtısından yaratan Rabbinin
adıyla oku! Oku! İnsana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir."
dedi ve gitti. Hz.Muhammed (s.a.v), dehşet içinde uyandı.
Bu ilk ayetlerin tesirinde, dehşet ve hayrete düşmüş olan
Hz.Muhammed (s.a.v), hemen evine
dönmek üzere yerinden kalktı. Vücudunu korku ve heyecan kaplamıştı. Öyle bir
havaya bürünmüştü ki, bir an için: "Acaba cinler mi çarptı, acaba şair mi
oluyorum?" diye aklından geçirdi. O anda Cebrail: "Ey Hz.Muhammed
(s.a.v), sen Allahın
Resulüsün!" dedi. Hz.Muhammed (s.a.v) mağaradan çıkmış, hafif adımlar atıyordu. Her adım
atışında, binlerce ses: "Ey Hz.Muhammed (s.a.v) selam olsun! Ya Resulullah, sana selam
olsun!" diyordu. Her defasında geriye dönüyor, taş ve ağaçlardan başka bir şey
göremiyordu. Dağın ortasında yine Cebrail göründü. Ufuk ile sema arasını
kaplamıştı. Hz.Muhammed (s.a.v), olduğu yerde durdu; ne bir adım ileriye ne de geriye
atabiliyordu. Cebrailin heybetine dalmıştı. Cebrail konuştu: "Sana selam olsun
ey Hz.Muhammed (s.a.v)! Sen Allahın Resulüsün! Onun peygamberisin!" Cebrail bu sözleri
söyledikten sonra kayboldu. Hz.Muhammed (s.a.v), hala olduğu yerde duruyordu. Ona
peygamberlik verilmişti. Allah onu kendi Peygamberi, Resulü yani insanlara elçi
olarak seçmişti. Gelen bu ilk vahiy üzerine, peygamberliğini ilk olarak
Haticeye bildirdi. Hatice de durumu amcazadesi Varaka Bin Nevfel e açtı.
Varaka da ona; görünen meleğin Cebrail olduğu, kendisine vahi nazır olduğunu ve
peygamberlik geldiğini tefsir etti. Sonra Hatice ile beraber geri gönderdi. Bir
süre vahiy kesildi. Çok geçmeden, onu doğrudan doğruya göreve çağıran "...Kalk,
insanlara tuttukları yolun kötü olduğunu bildir, Rabbini ulu tanı ve yüce tut.
Elbiseni temizle, putları terk et!" ayeti (96/Alak Suresi, 1-5) indi.
Hz.Muhammed (s.a.v)in İslam'a çağrısına ilk uyan, eşi Hatice oldu. Onu amcası Talipin
oğlu Ali, azatlı kölelerden Zeyd bin Harise ve Ebu Bekir izledi. Bir süre yine
vahiy kesildikten sonra on bir ayetten oluşan Duha Suresi (93) indi. Bu surede,
Allahın Peygamberi yalnız bırakmadığı, yetimken barındırdığı, bu nedenle
yoksullara yardım edilmesi ve iyi davranılması gerektiği üzerinde duruldu. Bu
dönemde islam dinini kabul edenlerin büyük bir çoğunluğu üst düzeyden, mal ve
canlarını vermekten çekinmeyen kişiler oldukları halde, dinlerini gizlemek
zorunda kaldılar. Belli bir süre sonra Hz.Muhammed (s.a.v)`i önce akrabalarını, ardından
Safa tepesine çıkarak tüm Mekke halkını açıktan açığa müslüman olmaya çağırdı.
İlk müslümanlar çok ağır hakaret ve işkencelere katlanmak zorunda kaldılar.

Mekke'de kamplaşma
Hz.Muhammed (s.a.v)in halkı müslüman olmaya çağrısı, kendi mevkilerinin
tehlikeye girebileceği kaygısıyla putperest inançdaki önemli kişileri tedirgin
etti. Kabeden putların kaldırılmasının, ticareti engelleyeceği ve birtakım
alışkanlıklara son verileceği için büyük tepki ile karşılandı. Bir bölüm
müslüman, kendilerine yapılan işkenceler artınca Habeşistana (Etiyopya) göç
etmek zorunda kaldı. İki dalga halinde göç edenler, bir süre sonra
Hz.Muhammed (s.a.v)in
Mekkeli müşriklerle anlaştığı yolunda aldıkları bir haber üzerine geri
döndülerse de Mekkeye geldiklerinde bunun doğru olmadığını öğrenince yeniden
gittiler. Bu arada iki güçlü ve önemli mevki sahibi kişi olan Ömer ve Hamzanın
müslümanlığı kabul etmeleri müslümanların moral ve cesaretlerini artırdı;
Kabede açıkça namaz kıldılar. Hz.Muhammed (s.a.v)in, amcası Ebu Leheb dışındaki
akrabalarından yardım görmesi ve Mekke önde gelenlerinden bazılarının müslüman
olmaları, putperest inancına sahip kişilerin tepkilerini daha da artırdı.
Hz.Muhammed (s.a.v), eşi Hatice ve amcası Ebu Talibin ölmeleri üzerine Mekkelilerin
müslüman olmaları konusunda ümitsizliğe kapılarak Taife yerleşmek istedi. Ancak
burada tepki daha da büyük oldu ve Hz.Muhammed (s.a.v) geri dönmek zorunda kaldı. Tüm bu
olaylara karşın, peygamberliğine olan inancı, düşüncelerini sürekli yaymasını
sağladı. Bu inancından cesaret alarak din alanındaki çalışmalarını Mekke dışına
taşımaya yöneldi.
Mirac
Hz.Muhammed (s.a.v) Hac mevsiminde Mekkeye gelen Medineliler ile anlaştı.
Medineliler, dinsel bir vaizden çok, kabile savaşlarında kendilerine önderlik
edecek birini arıyorlardı. Hz.Muhammed (s.a.v)de bu iki niteliğin de bulunduğu, Hicretten
(622) sonra anlaşılacaktı.
Kur'andan ve hadislerden aktarılanlara göre, Hz.Muhammed (s.a.v) Medineye gitmeden bir
süre önce, Miraç olayı meydana geldi:
Bu gecede, Hz.Muhammed (s.a.v), Cebrailin eşliğinde, önce Mescid-i Aksaya gitti. Orada,
İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlerden bazılarıyla karşılaşarak, onlarla
görüştü. Sidretul-Müntehada, kendisine gösterilmek istenen Allahın ayetlerini
gördükten sonra, aynı gecede Mekkeye döndü. Ayrıca bu gecede Allah ile
insanların anlayamayacağı bir dil ile konuşmuştur. Bu semavi gece yolculuğunda,
Hz.Muhammed (s.a.v)e Cennet ve Cehennem ve bu ikisine girenlerin hali gösterildi. Bu
yolculuk esnasında, diğer bazı hükümler yanında beş vakit namaz da farz kılındı.
Sünni inancında Hz.Muhammed (s.a.v) bu yolculuğu hem ruh hem beden ile Şii inancında ise
sadece ruh ile yapmıştır.
Hz.Muhammed (s.a.v) Mekkeye dönünce, bu yolculuğunu anlattı. Bunun üzerine Kureyş'liler,
onla alay etmeye başladılar. Ebu Bekir'e giderek dediler ki: Senin adamın dün
gece Kudüse, oradan da semaya çıkıp tekrar Mekkeye döndüğünü söylüyor, ne
dersin? Ebu Bekir de: O dediyse doğrudur! dedi. Fakat inanmayanlardan çoğu bu
sözle ikna olmadı.

Akabe biatları
Hz.Muhammed (s.a.v), bir Hac mevsiminde Akabede Yesribliler (Medineliler)
ile görüştü. Medinelilerden, önce altı, sonra on iki kişi müslüman oldu.
Medineliler İslamı kabul edip memleketlerine döndüler ve İslamı anlatmaya
başladılar. Ertesi yıl aynı yerde yetmiş üç erkek, iki kadın Medineli müslüman,
Hz.Muhammed (s.a.v) Medineye gelip bu kente yerleşirse kendisini koruyacaklarına söz
verdiler. Bu anlaşma Mekkede öğrenilince müslümanlara baskı ve zulüm daha da
arttı ve müslümanlar büyüklü küçüklü topluluklar halinde Medineye göç etmeye
başladılar. Medinenin, Mekke ticaret yolu üzerinde bulunması ve burada
müslümanların giderek çoğalması, Mekkelilerin çıkarlarına aykırı düştü; bu
nedenle müslümanların Medineye göç etmelerine engel olmaya çalıştılar.
Hicret
Müslümanlığa karşı olan Mekkeliler, her türlü baskıyla,
Hz.Muhammed (s.a.v)i davasından vazgeçiremeyince ve Mekke dışında, yani Medinede
müslümanların giderek kuvvetlendiğini görünce; durumun kendileri için tehlike
yaratacağı düşüncesiyle, o zaman Kabeye yakın bir yerde bulunan Darun-Nedve
dedikleri meclislerinde toplanarak meseleyi görüşmeye başladılar.
Görüşler, İslam denen hareketin hızla büyüdüğü ve
Hz.Muhammed (s.a.v)in bu çalışmalarını
durdurmak gerektiği merkezinde birleşiyordu; putperestlik tehlikeye girmişti ve
İslam, Mekkenin düzenini bozabilecek güçteydi. Mekkenin ileri gelenleri bu
kararı alınca, nasıl hareket edecekleri ve hangi yöntemleri uygulayacakları
konusunda görüşmeye başladılar. İlk önce şu görüş ortaya atıldı: Hz.Muhammed
(s.a.v)i prangaya vurup hapsedelim! Bu kabul edilmeyince: Onu memleketimizden sürgün
edelim; ne hali varsa görsün! denildi. Bu görüş de kabul edimeyince, İslam'ı
sevmeyen ve onu çok tehlikeli bulan Ebu Cehil: Benim görüşüme göre, onu
öldürmekten başka çaremiz yoktur. Bunun için de, her kabileden birer genç
seçelim. Her birine de birer keskin kılıç verelim. Bunların hepsi birden,
kararlaştırdığımız yer ve zamanda Hz.Muhammed (s.a.v)i pusuya düşürerek öldürsünler; biz
de ondan kurtulalım! Böyle olursa, onun kan davası bütün kabilelere düşeceğinden
ve ailesi olan Benu Abdi Menaf, herkese savaş açamayacağından, diyete razı
olurlar, biz de diyetlerini veririz! dedi. Bu görüş kabul edildi.
O gece suikastçiler, Hz.Muhammed (s.a.v)in evini sararak, onu öldürmek için uyumasını
beklediler. İslam inancına göre, Allah, onların oyununu Peygambere bildirdi ve
Ali, Hz.Muhammed (s.a.v)'in yerine geçti. Suikastçiler yorgani açıp yatakta Ali´yi görünce
cok sasirdilar ve durumu üslerine anlatmak üzere gittiler. Hz.Muhammed (s.a.v), evden
çıkarak Ebu Bekirin evine gitmiş ve hicret için geldiğini söylemistir, Ebu
Bekir sevinçten ağlamaya başladı. Ebu Bekirin evinde bir süre oturduktan sonra
beraberce, Mekkenin güneybatısında bulunan Medine´ye hareket ettiler.

Mekkeliler, Hz.Muhammed (s.a.v) hicret edecek olursa, bir kısımı İslamı kabul etmiş olan
Medineye gideceğini biliyorlardı. Hz.Muhammed (s.a.v), bunu düşünerek, kuzeydeki Medine
yoluna değil, Mekkenin güneybatısına düşen Sevr dağına hareket etti.
Hz.Muhammed (s.a.v), Ebu Bekir ile Sevr mağarasında üç gün geçirdi. Mağaraya önce Ebu Bekir
girmiş ve içinde akrep, yılan gibi zehirli hayvanların olup olmadığını
yoklamıştı. Bu kontrolden sonra Peygamber içeri girdi.
Hz.Muhammed (s.a.v)in hicret ettiğini öğrenen Mekke Hükümeti, her tarafa asker seferber
etmiş, onları bulup getirene yüz deve ödül vadetmişti. Hükümet askerleri ve Ebu
Cehil her tarafta Peygamber ve sadık arkadaşı Ebu Bekiri arıyordu. Nihayet
askerler Ebu Bekirin evine gelince Ebu Bekirin kızı Esma, onlara Ebu Bekir ve
Hz.Muhammed (s.a.v)in nerede oldukları konusunda bir şey söylemedi. Bunun üzerine Ebu
Cehil, Esmaya şiddetli bir tokat attı.
Bu sırada Mekkeliler, her tarafta Hz.Muhammed (s.a.v)i arıyordu. Hatta becerikli bir iz
sürücüsü, Mekke askerlerini Sevr mağarasına kadar getirmişti. Ancak bu sırada
bir mucize olmuş bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş ve bir güvercinde
yuvasini magra girisine kurmustu.Askerler mağaranın yanına gelince, Ebu Bekir
endişenmeye başladı. Hz.Muhammed (s.a.v), onu teselli ediyordu: Tasalanma, Allah bizimle
beraberdir. Bu sırada askerler, mağara girişindeki örümcek ağını ve güvercin
yuvasını görünce içeride kimse olamayacağını düşünerek geri döndüler.
Hz.Muhammed (s.a.v) ve Ebu Bekir 20 Eylül 622de, Medine yakınlarındaki Kubaya ulaştılar.
Hz.Muhammed (s.a.v), tekbir ve ilahilerle karşılandı; Kubaya varır varmaz Kuba Mescidini
inşa ettirdi. Burada Külsüm bin Hedme konuk oldu. Hz.Muhammed (s.a.v), on gün dinlendikten
sonra, yanında bulunan ashabı ile beraber Medineye hareket etti. Bu sırada Ali
de Kubaya vardı.
Hz.Muhammed (s.a.v) Medine de Hamza basta olmak üzere tüm Medinelilerce
bekleniyordu.Peygamber göründüğünde bir mucize olmus ve Medine halkinin daha
önce hiç bilmediği ve duymadığı bir ilahi (Taleal Bedru)ile karşılanmıştır.
Hz.Muhammed (s.a.v) Medinede, Beni Salim mahallesinde Cuma Namazı'nı kıldı ve ilk
hutbesini verdi. Medinede Ebu Eyyub el-Ensarinin konuğu oldu. Medine´ye
girdiğinde halk Peygamberlerinin kendi evlerinde kalması konusunda tartışınca
iki cihan Peygamberi bir öneri sundu "devesinin ilk çökecegi yere evinin
yapilmasi" ve halk bunu kabul etti.Devesinin ilk çöktüğü yere bir Mescid ve
kendi ailesinin kalması için mescide bitişik odalar yaptılar.Mescidin bir yanına
da barınaksız kişilerin kalabilmeleri için Suffeadı verilen bir yer yapıldı.
Aynı zamanda islam dünyasının ilk yatılı okulu sayılan bu yurtta kalanlara
Ashabu's-Suffe denildi.
Mescid-i Nebevi
"Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram haricinde
diğer mescitlerde kılınan namazlardan bin kat hayırlıdır."
Medine (müslümanlarca Yesrip'e Medinetü'n Nebi , Peygamberin Ülkesi dendi)
halkı, dinleri uğruna Mekkeden göçenlerden (muhacirun) ve bunlara yardımcı
olduklarından dolayı ensar adını alan yerli halk (aslen Yemenli Evs ve Hazreç
kabileleri ki yerleştikleri bu yere Yemen Serabı anlamında Yesrip dediler.
Hazreç, Hadramut'ludur.) ile Benu Kureyza, Benu Kaynuka, Benu Nadir adlı
Yahudilerden oluşuyordu. Bunlar arasında birlik sağlamak oldukça güçtü. Medine
sınırları yakınlarında Hayber vb. yerlerde yaşayan Yahudiler, varlıklı kişiler
olduklarından, çevre üzerinde etkiliydiler. Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki
geleneksel düşmanlığın yeniden alevlenme olasılığı da vardı. Ayrıca Ensar ile
Muhacirunu kaynaştırmak, çözülmesi gereken bir sorundu. Hz.Muhammed (s.a.v), bütün bu
kesimleri birleştirip bağdaştırmak amacındaydı. Ancak her şeyden önce çok yoksul
olan göçmenlerin durumlarının düzeltilmesi gerekiyordu. Hz.Muhammed (s.a.v) Muhacirleri
Ensar ile kardeş ilan ederek, ensarın onlara yardım etmesini sağladı. Yahudiler
ile açılan aralarını düzeltmek için bu kavmi, hıristiyan ve putperestleri de
müslümanlarla birlikte içine alan Medine kent devletini kurdu. Arapça
Madinat/Madinah ya da Türk söyleyişi ile Medine kelimesi şimdiki devlet
anlamındadır, Yesrip bir site devleti idi. Şimdi bile İsrail Devleti'nin resmi
adı "Madinat Yişral" dir. Bu kesimlerin hak ve yükümlülüklerini saptayan 47
maddelik bir tür Medine Anayasası'nı benimsendi.
Kendi dinleri ile birçok benzerlikler göstermesine karşın, Yahudiler
müslümanlığa karşı çıktılar. Hz.Muhammed (s.a.v) onlara, İslam dininin kendinden önceki
peygamberlerin söylediklerine uygun ve onların da bildirdiği, dolayısıyla
onların dininin devamı olan bir din olduğunu ifade etti. Yahudiler yine de İslam
dinine ve müslümanlara karşı olumsuz tutumlardan vazgeçmediler. Medinede
Hz.Muhammed (s.a.v)e karşı olanlar yalnızca bunlar değildi; Mekkeli putperestlerin
ajanları müslümanlığı seçtiklerini söyleyip karışıklık çıkartmaya
çalışıyorlardı.
İlk dini ritueller
Kur'an, Musevilik ve Hıristiyanlığı din olarak tanımakla
birlikte, dönemindeki Musevi ve Hıristiyanların bu dinleri bozduklarını
belirterek, onları yeniden tevhit dinine çağırdı. Hicretin 2. yılında (624)
Kudüs yerine, Mekke(Kabe) kıble olarak kabul edildi. Müslümanlar Hac farizasını
yerine getiremediklerinden, kurban, Musalla denilen açık alanda kesildi; ertesi
yıl ise Ramazan ayı, yeniden Oruç ayı olarak kabul edildi ve hac yeniden farz
kılındı.
632 yılının Mart ayında (9 Zilhicce) Arafe günü 100.000 den fazla kişiye Rahmet
Dağı'nda verdiği son hitabesine veda hutbesi denir. Bu hac, Resulullah
SalatSelam'ın ilk, tek ve son haccı idi.
Vefatı
632 yılının sonlarında Veda Haccından sonra peygamber hastalandı.
Cemaat namazlarını Ebubekir kıldırdı, peygamber bir kere onun arkasında namaza
geldi. Son anlarında Ayşe yanındaydı. Vefat haberini duyan ashab hemen evine
geldi. Ömer onun öldüğünü kabullenemiyordu, Ebubekir ortalığı yatıştırdı.
Peygamber Mescid-i Nebi'nin yanında kabr-i şerifine defnedildi.
Sünnet
Peygamberin söz, fiil, uygulama ve takrirlerine ait ilme Hadis
ilimleri, bunların tatbikine Sünnet denir. Sünnet, İslam fıkhında Kuran'dan
sonra ikinci kaynaktır. Peygamber, yaşarken hadisleri kayda geçirilmiştir.
Ashabının yazıya geçirip geçirmeme tereddüdü karşısında "Yazın. Bu ağızdan
haktan başka bir şey çıkmaz" demiştir.
Kişiliği
Peygamber orta boylu, dalgalı saçlı, siyah gözlü, ay gibi parlak
ifadeli esmer yüzü, son derece muntazam bembeyaz dişleri olan bir insandı. Boş
şeyler konuşmaz, genellikle susar, konuşan birinin lafını kesmez, bir isteği
olanı geri çevirmezdi. Çoğunlukla su ve hurmadan başka yiyeceği olmadı. Bir ata
veya deveye bindiğinde yanında yaya yürüyene tahammül etmez veya kendisi inip
yayayı bindirir, eline geçeni yoksullarla paylaştığı için akşam eve geldiğinde
ev halkına yiyecek olup olmadığını sorar, yoksa oruca niyet ederdi.
Bir güne sabah namazı öncesinde kalkarak namazın sünnetini kılar, sonra mescide
çıkarak cemaate farzı kıldırır, güneş doğana kadar onlarla sohbet ederdi.
Mescidi Nebevi'de halkın sorunlarını görüşür, öğle sıcağı bastırınca kaylule
(öğle uykusu) yapardı. Yolda rastladığına önce kendisi selam verir, önce o elini
uzatırdı. Mucizeleri vardı. Arkasına bakmadan arkasında olan biteni görür, elini
değdirdiği yiyecek ve suyu çoğaltırdı. Geçmiş ve geleceği görürdü. Akşam
namazından sonra evine gider,ayakkabılarını çıkarır, besmeleyle girer, ev
halkına selam verir, yemek varsa yer yoksa oruç tutar, hanımlarıyla oturur,
çocuklarla oynardı. Çocuklar kucağına oturup işediğinde kızmaz, kalkıp suyla
temizlerdi. Ev işlerini kendisi yapardı. Gecenin son kısmında kalkıp dişlerini
misvaklar, teheccüd namazını kılar, sonra sabah namazına kadar sağ tarafına
uzanıp yatardı.
Hayatında kimseye bağırıp çağırmadı, kimseyi kırmadı. Öldüğünde geride yamalı
bir hırkadan başka birşeyi yoktu. Bütün ashabınca yaşarken ve müslümanlarca
gıyabında sevgi ve saygı duyulan bir insandı. Öldügünde Hz.Ömer çıldırmış, "Kim
Hz.Muhammed (s.a.v) öldü derse boynunu vururum" demişti. Ebubekir bir süre sonra "Herkes
bilsin ki Hz.Muhammed (s.a.v)'e inanan için Hz.Muhammed (s.a.v) bir beşerdi öldü, Allah'a inanan için
ölümsüz olan Allah'tır" diyerek Ömer'i yatıştırdı.
Kaynakça
Vikipedi
Es-Sire, İbn İshak
Kütübü Sitte Hadisleri, İbrahim Canan |