KIRIM-KONGO
KANAMALI (Hemorajik) ATEŞİ
(KKKA, Crimean Congo haemorrhagic fever) 
Kırım-Kongo
kanamalı ateşinde(KKKA) etken nedir?
Bunyaviridae ailesine bağlı
Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, Bu grup virüsler, 100
nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel
kapsidli ve zarflı virüslerdir.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi nedir?
Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA),
Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama
gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda
tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları
hala yüksektir.
İnsanlarda klinik ve subklinik
olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar
halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca
ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler,
poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi virusunun kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı
duyarlılığı nedir?
Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı
dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56ºC’de 30 dakikada inaktive olur,
kanda 40 ºC’de 10 gün yaşayabilir, %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite
duyarlıdır ve ultravviyole ışınları ile hızla inaktive olur. Ribavirine
invitro duyarlıdırlar.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi hastalığı ilk nerede tanımlanmıştır?
Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA)
ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde
çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında
görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956
yılında Zaire’ de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir.
1969 ise Kongo virüsu ile Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs
olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak hastalık yeniden
adlandırılmıştır.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi bugüne kadar hangi ülkelerde tanımlanmıştır?
Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya
ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş
virüsünün Bulgaristan, Makedonyada, Pakistan, Irak, Afganistan, İran,
Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği,
Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve
Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.
Bu sendromlardan kanamalı ateşler
grubunda yer alan Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), 2002 yılında bahar
ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış
olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
Bulaşmada aracı
olan bir etken var mıdır?
KKKA hayvanlardan insanlara keneler
ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güney Doğu Avrupa ve Güney Afrika
arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir.
Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği
düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler Ülkemizin de içinde
bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar.
Virüs, sığır ve koyun gibi Hyalomma
keneleri için konak olan hayvanlarda belirtisiz enfeksiyon ve bir hafta
kadar süren geçici viremi (kanda virüsün bulunması) oluşturmasına rağmen,
insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Küçük memeli hayvanlarda da
viremi ve hafif enfeksiyon oluşup keneler için kaynak
oluşturabilmektedir. Bir bölgede, kenelerin ve keneler kan emdiğinde
bulaşmayı sağlayacak kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın
için önemli bir faktördür.
Hyalomma soyuna ait keneler en etkin
ve yaygın olmakla birlikte, 30 kene türünün KKKA virusunu
bulaştırabileceği bildirilmektedir. KKKA virüsunun bazı vektör kene
türleri arasında, transovaryal ve venereal olarak bulaştığı
belirlenmiştir. Bu da virusun doğada dolaşımla korunmasına katkıda
bulunabilecek bir mekanizmadır. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait
keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme
evrelerinde de muhafaza eder.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl bulaşmaktadır?
İnsanlar virüsü; Enfekte kenelerin
yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile,
Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, Viremik
hayvanların kan ve dokuları ile temasla, Viremik hastalarla (kan ve
diğer vücut sıvıları)temas ile olmaktadır.
KKKA virusunun
bulaşmasına etken olan kene nedir? yer yüzünde kaç türü bilinmektedir?
Ülkemizde halk arasında kene,
sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle bilinmektedir. Keneler zorunlu kan
emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler
morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir
parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer
almaktadır. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir.

Kene yaşam
döngüsü nasıldır?
KKKA sebep olan Hyalloma türü
keneler çoğunlukla iki konakta gelişim ve yaşam döngülerini tamamlar.
Larva ve nimfler küçük omurgalılarda (tavşan, kuş, fare. vb) erginler
ise büyük omurgalı hayvanlarda (koyun, keçi, sığır, at, yabani
gevişenler, insan, vb) konaklarlar.

Keneler KKKA
hastalığı dışında hayvanlarda ve insanlarda hastalık bulaştırmada
biyolojik rol almakta mıdır?
Evet rol almaktadır. Bilinen
hastalıklar;
– Rikettsia (Ehrlichia, Coxiella,
Anaplasma)
– Virus (Flaviviridae, Bunyaviridae,
Reoviridae, Rhabdoiridae)
– Bakteri (Borrelia, Frncisella,
Klebbsiella, Dermatophilus, Staphylococcus)
– Protozoon (Theileria, Babesia,
Hepatozoon)
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi hangi hayvanlarda görülür ve hastalık belirtileri
nelerdir?
Virüs, sığır, koyun, keçi, tavşan ve
tilki gibi hayvanlardan tespit edilmiştir. KKKA virusu kenelerin
konakladığı hayvanlara bulaşmasına rağmen hayvanlarda; bazen hafif ateş
çıkabilir, bunun dışında hastalık belirtisi görülmemektedir. Buna
karşılık hayvanlar hastalığın yayılmasında aracı rol (portör)
oynamaktadır.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi salgınlarını etkileyen doğa şartları nelerdir?
Doğu Avrupa ve Asya’daki Kırım-Kongo
hemorajik ateş salgınlarının genellikle insanlar tarafından oluşturan
çevresel şartlara bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Kırım’daki ilk
salgının, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kene ile enfekte olmuş
bölgelerin tarıma açılması nedeniyle oluştuğu sanılmaktadır. Daha sonra
eski Sovyetler Birliği ve Bulgaristan’ da olan salgınlarda ise
ziraatçılık ve hayvancılıktaki değişmelerin rol oynadığı
belirtilmektedir.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi hangi mevsimde görülmektedir?
Hastalık mevsimsel özellik
göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine
rağmen, değişik aylarda da görülebilir.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?
Hastalık için çiftlik çalışanları,
çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar,
veteriner hekimler, Veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla
temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli,
askerler, kamp yapanlar risk altındadır.
Kene
ısırığında ne yapılmalıdır?
Yapışan keneler ise kesinlikle
öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan,
bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır.
Isırılan yere; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu
antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir. (şayet sabunlu su bulunmaz ise
alkol içeren mendiller kullanılabilinir).
Çıplak elle keneye temas edilmemeli
eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı
ile keneler toplanmalıdır.
Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi
bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya
ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin
kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini
artırmaktadır.
Isırılan kişi iki hafta
süreyle ateş,yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler
yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde
olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır)

Cilde yapışmış bir
keneye ait resim.
Kan emdikçe zamanla
gövdesi kanla dolan kenenin tutunduğu bölge kızarır ve kaşınır
  
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra ortaya çıkar?
Kuluçka süresi; virüsün alınma
şekline bağlıdır. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün
arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve
diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6
gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.
Kırım-Kongo
kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda hastalık belirtiler nelerdir?
İnsanlarda; hastalık ateş,
üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde
kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş,
kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt
ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde
ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara
kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve
bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik
alanlarda kanama bulguları bulunabilir. (Detaylı bilgi için Sağlık
Bakanlığı)
Kırım-Kongo
kanamalı ateşi nasıl kontrol edilir ve nasıl korunulur?
Tüm enfeksiyon hastalıklarında
olduğu gibi KKKA’da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması çok
önemli ve gereklidir.
a- Hasta ve hastanın sekresyonları
ile temas sırasında mutlaka koruyucu önlemler (eldiven, önlük, gözlük,
maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu ile bulaşmadan
bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut sıvıları ile temastan
kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir temasın söz konusu olması halinde,
temaslının iki hafta süreyle ateş ve diğer belirtiler yönünden takip
edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde
acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır. Hasta olan kişilerin
kullandığı malzemeler ve tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte
edilmelidir
b- Hayvan kanı, dokusu veya hayvana
ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma
önlemleri alınmalıdır.
c-Kene mücadelesi çok önemli olmakla
birlikte oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri hariç
diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum ederek kan emebilir. Hem
mera keneleri hem de mesken keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve
nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek
zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Bu
nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak tutulmalı ve kenelerin kan
emmeleri engellenmelidir.
d-Mümkün olduğu kadar kenelerin
bulunduğu alanlardan kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya
kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli
aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar
dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle
ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan bir pensle doğrudan
alınmalıdır. (Isırılan yer; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten
sonra, iyotlu antiseptik sürülmelidir.)
e- Diğer önemli hususlardan birisi
de piknik amaçlı olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde
bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene bakımından kontrol
etmeli ve kene varsa usulüne uygun olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır.
Çalı, çırpı ve gür ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere
çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir.
f- Özelikle kırsal alanlarda
dolaşılırken açık renkli vücudu örten elbise ve çizme giyilmeli veya
ayakkabı giyilecekse pantolon paçaları çorap içine alınmalıdır.
g-Hayvan barınakları kenelerin
yaşamasına imkan vermeyecek şekilde yapılmalı, çatlaklar ve yarıklar
tamir edilerek badana yapılmalıdır.
h- Hayvan sahipleri ; hayvanların
sağım ve kesim zamanını dikkate alarak; hayvanlarını ve hayvan
barınaklarını kene ve diğer dış parazitlere karşı uygun ektoparaziter
ilaçlarla yılda iki kez ilaçlamalıdır.
i- Gerek insanları gerekse
hayvanları kene enfestasyonlarından korumak için repellent olarak
bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Repellentler;
sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler
olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.
Aynı maddeler hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca,
bu maddelerin emdirildiği plastik şeritler, hayvanların kulaklarına veya
boynuzlarına takılabilir.)
j- Kenelerin çevrede çok olması
halinde; mera, çayır, çalı, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi
kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara ve çevreye zarar
vermeden, çok dikkatlice akarisid uygulamalarına başvurulabilir. Genel
olarak geniş çevre ilaçlamaları faydalı görülmemektedir.
k-Açık alanlarda yapılabilecek kene
mücadelesi amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl ve
propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin 0,003-0,3 kg,
permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl ise 0,1-1 kg olarak
uygulanabilmektedir
Bakanlığımız il ve ilçe
Müdürlüklerince ilkbahar ve sonbahar döneminde olmak üzere yılda en az
iki kez ağıllar ve ahırlarda, hayvan gübrelerinin döküldüğü alanlar,
çeşme başları ve hayvan durakları ile parazitlerin bulunabileceği
muhtemel alanlarda pülverizatör ile ilaçlama yapılmasının
yetiştiricilere iyi bir şekilde anlatılması gerekmektedir. Aynı dönemde
büyük ve küçükbaş hayvanların ektoparaziter ilaçlanmanın yapılması, Kene
Mücadelesinde; hayvan yetiştiricileri, Sağlık Bakanlığı, yerel
yönetimleri desteğinin sağlanması sorunun çözümünde zorunluluk arz
etmektedir.
Günümüze kadar kullanılan hiç bir
mücadele yöntemi (bir kaç sınırlı alan hariç), tam bir kene eradikasyonu
sağlayamamıştır. İnsan ve hayvanlardan kan emen kenelerin sayısını düşük
maliyetlerle kabul edilebilir sınırlara indirilmesi hedeflenmelidir.
Akarisid ile kene kontrolünün
başlıca 7 zorluğu vardır
1. Kenelerin yoğun biçimde tarım ve
orman alanları içinde yayılmış olması, çevreye zarar verecek düzeyde
akarisid kullanımını gerektirmektedir.
2. Akarisidlerin kenelerin konakları
üzerinde tutundukları bölgelere ulaşabilmesi ancak konağın tüm vücudunun
yıkanmasını gerektirmektedir
3. Konak üzerinde bulunmadıkları
süre içinde keneler akarisid ilaçların ulaşamayacağı yerlerde
saklanmaktadır.
4. Kenelerin yüksek orandaki üreme
yeteneği (3000-7000 yumurta) ilaçlamaların düzenli bir sıklıkta
yapılmasını gerektirmektedir.
5. Kenelerin uygun olmayan çevre
koşullarında çok uzun süreler boyunca canlı kalabilmeleri.
6. Kenelerin konak seçiminde çok
alternatifinin olması
7. Akarisid direncinin oluşması
|