|

Orman; toprağı, ağaç ve ağaççıkları, yaban yaşamı, otu, çiçeği, mantarı,
böceği, kuşları, mikroorganizmaları ile aynı sistem içinde bütün olarak
yaşayan doğal bir varlıktır.
Orman ekosistemi içinde barınan her varlık, sistemin uyumlu bir öğesi
konumundadır. Ormanda bu hayat çemberi içine düşen her varlık, ister
gözle görülemeyecek ölçekte bir bakteri olsun, isterse dev bir ağaç yada
bir çiçek veya böcek olsun durmadan bu çemberin içinde döner durur.
Böylece durmadan doğan,durmadan didinen, durmadan çözülen, durmadan
oluşan ve tabii durmadan dönen milyarlarca varlık, ortaya olağanüstü bir
sistem, tek sözcük ile bir orman varlığı çıkarır.
Ormanlar, yaşayan, çoğalan; ekonomik ve teknik yararlanma olgusu içinde
tükenmez kaynak özelliği gösteren, bu yanıyla insanoğluna esin kaynağı
olan ve ona güç veren, insanlığın kalkınmasını, mutluluğunu, refahını
sağlayan önemli bir anahtardır.
İnsanoğlu, başlangıçta ağaçtan ve ormandan yalnızca günlük
gereksinimleri için yararlanıyordu. Yaşantısını sürdürürken,
çevresindeki zenginlikleri keşfetmesi, bunlardan olanakları ölçüsünde
yararlanması, son derece doğal bir davranıştı. Ama uygarlık geliştikçe,
insanın günlük gereksinimleri yalnız çeşitlenmekle kalmadı, aynı zamanda
boyut da kazandı. Birey, örneğin ruhsal gereksinimleri için de; yücelik,
güzellik kavrayışına karşılık veren bir alan olarak estetik
duygulanımları için de ormandan yararlanmaya koyuldu.
Ormanın somut-maddi yararları ile soyut, daha doğru ifadeyle
manevi-kollektif-sosyal yararlarını ayrı başlıklar altında kısa kısa
gözden geçirmeye çalışalım.
Odun ve Odun Dışı Ürünler
İnsanoğlunun ilk keşfettiği ve yararlanmaya koyulduğu doğal kaynakların
başında orman gelmektedir. Ormanları, yukarıda, kendi yaşama
ortamlarında var olan, çoğalan; ana elemanı ağaç, ağaççık olmak üzeri,
diğer bitkisel, hayvansal, mineral öğelere de yaslanan, tüm bu öğeler
arasında karşılıklı etkileşim ve kendine özgü yaşama beraberliği
bulunan, insanlığa maddi manevi yararlar sunan bir varlık olarak
almıştık.
Ancak odun hammaddesinin, günümüzde, artık iki binin üzerinde kullanım
olanağına sahip olduğu bilinmektedir. Odunun teknolojik özellikleri
üzerinde yapılan araştırmalar, odundan yararlanma çeşitliliğinin her
geçen gün biraz daha artacağını göstermektedir.
Bu değerli kaynağın ilk bakıştaki yararları arasında, özellikle çeşitli
sanayi dallarında, işkollarında hammadde olarak kullanılışı
gösterilebilir nitekim kâğıt sanayiinden kimya, enerji, madencilik,
ulaştırma, bayındırlık, tarım sanayiine dek pek çok alanda kullanılan
odun, aynı zamanda insanoğlunun bin yıllara yayılan uygarlık serüvenini
de özetlemektedir.
Öte yandan ormanlarımızdan odun hammaddesinin yanında odun dışı ürünler
de elde edilmektedir. Nitekim ormanlar reçine, tanen, sığla yağı, defne
yaprağı, defne yağı, mantar, çamfıstığı, keçiboynuzu (harnup), kestane,
somak, cehri, mahlep, kitre (geven), meyankökü, meyan özü, kekik,
ıhlamur çiçeği, adaçayı, menengiç, salep vb. sayılamayacak denli çok
ürünle insanoğlunun yararlandığı en büyük doğal kaynaktır.
Bu örnekler, bize ormanları, odun olarak sağladığı maddi katkılar kadar,
ormanların tükenmez bir kaynak olduğunu da göstermektedir.
Orman Su Varlığını Korur ve Düzenler
Su, doğa olaylarının yönlendirmesiyle hidrosfer (sular dünyası:
okyanuslar, denizler, göller, akarsular), pedosfer (karalar dünyası) ve
atmosfer arasında sürekli olarak hareket halindedir. Suyun, gaz, sıvı
yada katı halde bu dolaşımına hidrolojik döngü denilmektedir.
Ormanlar, ortamların su dengesi üzerinde çok yönlü etkiler
yaratabilmektedir. Örneği intersepsiyon olgusu sonucunda, iğneyapraklı
ormanlarda yağışların %30-35i, geniş yapraklılarda ise %15-20si
buharlaşma yoluyla yeniden atmosfere kazandırılmaktadır. Öte yandan bu
olgunun, toprağın fiziksel özelliklerin iyileştirerek yüzeysel akışı
azalttığı, buna bağlı olarak toprak aşınımını, taşınmasını en aza
indirdiği, bu arada toprağın alt katmanlarına giren su miktarını
artırdığı da bilinmektedir.
Ormanların yağışları artırdığına ilişkin saptamalar da söz konusudur.
Kaldı ki ormanlar, ağaçların topraktan kökleriyle aldığı suyu
yapraklarıyla atmosfere vermesi sonucunda da, havadaki nem oranının
artmasını sağlamaktadır. Örneğin bir meşe ağacı, günde 570 litre suyu:
ortalama olarak ise bir ağaç, yılda 20 ton suyu bu yolla (transpirasyon)
atmosfere verebilmektedir.
Tüm dünyada yıllık su gereksiniminin, 1990lar itibariyle, 2.850 milyar
m3 olduğu, ancak bunun 2015 yılında 11.985 milyar m3e yükseleceği
beklenmektedir. Population Action Internationalın (PAI) bir
araştırmasına göre ise, halen 505 milyon olan kronik ya da şiddetli su
sıkıntısı çekenlerin sayısı da 2025 yılında 2.4 ila 3.2 milyara
yükselmiş olacaktır.
Ormanlar, suyun niteliğini iyileştirici yanıyla da önemli bir işleve
sahiptir.
Görüldüğü gibi orman, su varlığının yalnızca düzenliliğini değil, aynı
zamanda bu suların temizliğini de sağlamaktadır.

Orman Toprağı Korur, Toprağın Verimliliğini Artırır
Toprak, su, iklim ve çevreye yönelik çeşitli kirleticiler karşısında,
ormanın koruma işlevi, başlıca dört grupta ele alınabilir. Ormanın,
toprakla ilgili işlevi ise, toprağı koruma ve erozyonu önleme
biçiminde kendini gösterir.
Bilindiği gibi, toprağın sularla yıkanmasına ve rüzgârla taşınmasına
erozyon denilmektedir.
Özellikle ülkemiz gerçeği göz önüne alındığında, ormanlarımızın toprağı
koruma, erozyonu önleme doğrultusundaki işlevine örnek oluşturabilecek
pek çok çarpıcı olgudan söz edilebilir. Çünkü Türkiyede selin ve
taşkının önlenmesinde, ormanların sergilediği yaşamsal önemi ortaya
koyan sayısız örnek söz konusudur.
Hele arazi eğimleri dikkate alındığında ve bunun erozyona yol açtığı
gerçeği anımsandığında, konunun Türkiye için taşıdığı önem, kuşkusuz
daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Türkiye topraklarının %46sı, %40ın
üzerinde bir eğime sahiptir. Kaldı ki, ülkemizin %86sında az yada çok
şiddette bir erozyon söz konusudur.
Bu büyük tehlikenin önlenebilmesi, toprak, bitki örtüsü ve su arasında
üçlü dengenin korunabilmesin bağlıdır. Çünkü ormanlar su rejimini
düzenleyip erozyonu önleyerek barajların kullanım sürelerini de
yükseltirler. Ormanların tahrip edilmesi; topraktan, arazi
sınıflarının gerektirdiği doğrultuda yararlanılamaması, su ve rüzgâr
erozyonuna yol açmakta, sonuçta insanlık, ciddi anlamda bir toprak kaybı
gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Fırat ve Murat Nehirleri, Munzur Çayı, Peri ve Çaltı Suları Keban
Barajına, yılda toplam 31.5 milyon ton toprak taşımaktadır.
Toprağın kirlenmesine veya erozyona uğramasına yol açan ana etkenler
şöyle sıralanabilir:
- Toprağın yüzüne ya da içine karıştırılan her türlü katı, sıvı, gaz
halindeki zararlı atıklar,
- Asitli yağışlar,
- Yanlış arazi kullanımı ve hatalı tarım işletmeciliği,
- Su ve rüzgâr erozyonu.
Toprağın kirlenmesi ya da kayba uğraması, insanoğlunu, giderilmesi çok
güç, hatta olanaksız zararlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bunları da
kabaca, sıralamaya çalışalım:
- Barajlar, doğal ömründen çok daha önce
dolmaktadır. Nitekim yeterince bitki örtüsüne sahip olmadığı için
Çubuk'ta ve Kemer'de görüldüğü üzere Keban Barajı su toplama havzası
da. erozyonun taşıdığı toprakla dolmaya başlamıştır. Keban Havzasındaki
toprak taşınımı. artık 550 kg toprak/m2/yıl boyutuna ulaşmıştır. Oysa
bu konuda dünya standardı 70-80 kg toprak/m2/yıl dolayındadır. Buna göre
Keban Barajı'nın ömrü, yedide, sekizde bir düzeyine inmiş olmaktadır.
- Yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan
bulgulara göre, taşınan toprak yoluyla ülkemiz her yi! 8 750 000 ton
bitki besin maddesini yitirmektedir.
- Toprağın hem su tutma kapasitesi azalmakta,
hem de bitkiler için önem taşıyan çimlenme yastığı niteliği
kaybolmaktadır. Çünkü toprağa can veren humusu üst toprak erozyonla
taşınmakta, geriye toprağın sıkışmış mineral maddeli kısmı kalmaktadır.
- Erozyon sonucu yarılmış, parçalanmış tarım
alanlarında işleme, tarım yapma olanağı ortadan kalkmaktadır.
- İçilebilir, kullanılabilir suyun sağlanması gittikçe güçleşmekte, bu
işe ayrılan harcamalar yükselmektedir.
İklim ve Orman
İklim ile orman arasında karşılıklı yani çift yönlü bir ilişki söz
konusudur. Çünkü ormanın iklim üzerindeki etkileri kadar, iklimin de
orman üzerinde etkileri bulunmaktadır. İklim, orman ekosistemlerinin
yapısı ve dinamiği üzerinde rol oynayan egemen etkendir. Kaldı ki
ormanların tipleri ve özellikleri, yayılış bölgelerindeki iklim, mevki
ve toprak koşullarına bağlı olarak değişmektedir.
Yetişme ortamı; ormanın da içinde yer aldığı canlılar toplumunun geçek
ve tipik çevresini oluştururken bu canlıların yaşamalarını ve
gelişmelerini sağlayan canlılar toplumunu sürekli etkisi altında tutan
doğal etkenlerin de yönlendirmesi karşısındadır. Bu dalğal etkenler,
yetişme ortamı etkenleri olarak klimatik faktörler (yağış, havanın
nemi, hava hareketleri, ışın enerjisi); edafik faktörler (toprak
özelliklerine ilişkin karakteristikler, toprak havası, suyu besin
maddeleri, derinliği, toprak tipi, toprak tür vb.); biyotik faktörler
(insanlar, hayvanlar, bitkiler, mikroorganizmalar, insanın sosyal
çevresi) ve rölyef faktörler (genel mevki: bir yerin enlem ve boylam
derecelerine göre dünya üzerindeki konumu; denizden yatay uzaklığı; ova,
yayla, tepe dağ oluşu/ özel mevki: denizden yüksekliği; arazi eğimi;
arazi yüzü şekli) biçiminde ortaya çıkar.
İşte, genel iklim koşulları ve arazi yapısı bakımından belirli
özellikler gösteren büyük coğrafi bölgelerdeki benzer hayvan ve bitki
toplumlarına, üzerinde yaşadıkları bölgelerle birlikte biyom adı
verilmektedir.
Tropik yağmur ormanları bu sınıflandırma içinde, bir biyom örneği olarak
değerlendirilebilir. Örneğin tropik yağmur ormanları, dünyanın öteki
bölgelerindeki canlılar için de oksijen kaynağıdır. Tahriplere karşı söz
konusu ormanların korunması yönünde, dünya çapında kampanyalar açılması
bunun göstergesidir.
Ne var ki, iklim koşullarından böylesine olumsuz etkilendiği halde;
ormanlar, yine de insanoğlunun yararına iklime yani hava, yağış, nem,
ışın, ısı hareketlerine olumlu yönde etkiler yapmakta, bu yönde de büyük
katkılar sağlamaktadır.
Örneğin hava hareketlerinin yönü ve hızı, orman varlığına göre büyük
ölçüde değişebilmektedir. Ağacın türüne, sıklığına ve ağaç tepelerinin
oluşturduğu kapalılığa bağlı olarak ortaya çıkan bu etkiden, rüzgâr
perdeleri oluşturmada yararlanılmakta; bundan hareketle tarımsa
verimliliğin artırılması yönünde çaba harcanmaktadır.
Koruyucu orman kuşağının, açık alanların yanı sıra kentler arası
yollarda da olumlu etkiler yarattığı gözlenmektedir. Örneğin kar
birikimindeki yoğunluğun ya da araçlar üzerindeki rüzgâr etkisinin
azaldığı görülmektedir. Ormanlar, rüzgârın hızını keserek toprak ve kar
savrulmalarına engel olmaktadır.
Ormanlar güneş ışını ve ısısında sergiledikleri dönüştürücülükle de
dikkat çekmektedir. Ormanların, çığlara karşı
etkin bir koruyucu olması, ormanlık alanlarda çığ oluşumu olasılığının
çok düşük kalması; ormanın iklim üzerindeki bir başka olumlu etkisini
göstermektedir. Ayrıca ormanların, toprağın donmasını ve çözülmesini
geciktirdiği bilinmektedir.
Ormanların, küçük iklimler yaratarak hava kirliliğini önlediği de
gözlenmiştir. Böylesi bir etki, özellikle sanayinin yoğun olduğu
kentlerde çok büyük önem taşımaktadır. Eğer orman yoksa, kentin hemen
üstünde, çıplak gözle görülecek biçimde, kirli ve durgun bir havanın
biriktiği gözlenmektedir.
Öte yandan bitkiler, kendi dışlarına devamlı su vererek, bu suyu
buharlaştırarak düşük bir ısıda kalabilmektedir. Ayrıca, bütün bunların
üzerine, yaprak döken ağaç türlerinin oluşturduğu ormanların, kış
mevsimlerinde bile yaza oranla %60 dolayında bir kirli hava
süzme-emme-temizleme yetenekleri bulunduğunu eklemek gerekiyor.

Oksijen Kaynağı Orman
Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğini, canlıların sağlığını olumsuz
yönde etkileyen veya canlılar üzerinde maddi zararlar meydana getiren
yabancı maddelerin, havada normalin üzerinde bir yoğunluğa ulaşması
biçiminde tanımlamaktadır. Bunun yanı sıra şöyle bir tanım daha
yapılmaktadır: hava kirliliği, atmosferdeki toz, gaz, duman, koku, su
buharı şeklinde bulunabilecek kirleticilerin, insana ve diğer canlılarla
eşyaya zarar verici bir miktara yükselmesidir.
Hava kirliliği yaratan maddelerin ana kaynakları, enerji santralleri,
termik santraller, çeşitli sanayi kuruluşları ile motorlu taşıtlar ve
evsel gereçlerdir.
Şimdiye dek yapılan araştırmalar, hava kirliliğinin insanlarda yol
açtığı zararın belli başlılarının şunlar olduğunu ortaya koymuştur:
- Havadaki zararlı maddeler, vücut direncini ve koruma işleyişini
zayıflatmaktadır.
- Hava kirliliği, kalp ve dolaşım rahatsızlıklarına neden olmaktadır.
- Hava kirliliği baş ağrısı ve solunum yollarında tahribat yapmaktadır.
- Hava kirliliği akciğer kanseri yapabilmekte, ayrıca vücutta çeşitli
kanser hastalıklarına, bu arada kan kanserine yol açabilmektedir.
- Hava kirliliği, sinir sisteminde tahriplere yol açmakta, deri
hastalıklarıyla deri kanserlerine neden olmaktadır.
- Hava kirliliği, göz mukozasına zarar vermekte, insanın iskelet
sisteminde v edişlerinde çeşitli rahatsızlıkların nedenini teşkil
etmektedir.
- Hava kirliliği, kalıtımsal rahatsızlıklar için taban oluşturmaktadır.
Hava kirliliğine yönelik bu bilgilerin ardından, ormanın çok büyük bir
özelliğine, onun oksijen kaynağı oluşu konusuna geçebiliriz.
Ormanın, havayı arındırma, oksijen yaratma özellikleriyle de yaşamsal
bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Ormanlar, özümleme olayı sonucunda
CO2 harcamakta, bunun karşılığında oksijen açığa çıkarmaktadır.
Bitkiler, 264 gr CO2 ve 108 gr sudan 180 gr üzüm şekeri üretir ve 102 gr
oksijeni de açığa çıkarır. Bu nedenle ormanlar, hem karbon gazı
tüketicisidir, hem de biyolojik anlamda başlıca karbon deposudur.
Ormanların yılda hektar başına 3-5 ton CO2 tutarlarken, buna karşılık
8-13 ton oksijen ürettikleri saptanmıştır.
Orman, havadaki kirliliği emip tozu süzerek de çok önemli bir işlev
görmektedir. Örneğin 1 hektar çam ormanının yılda 30-40 ton, ladin
ormanının 32 ton, kayın ormanının da 68 ton kadar bir tozu süzdüğü
saptanmıştır.
Ormanların oksijen üretme etkinliği üzerine yapılan bir araştırmada,
hektar başına olmak üzere, iğneyapraklı ormanların yılda 30 ton, geniş
yapraklı ormanların 16 ton, tarım kültürlerinin ise 3-10 ton oksijen
ürettiği saptanmıştır.
Esasen, dünya ormanlarının ürettiği oksijen miktarı dünyadaki yeşil
bitkilerin özümleme sırasında ürettikleri oksijen miktarının
%33-46sıdır. Böylece dünyadaki tüm ormanların ürettiği oksijenin,
55x109 ton/yıl ile 102x109 ton/yıl arasında olduğu anlaşılmaktadır.
Sağlık ve Orman
Orman, baştan bu yana sıraladığımız katkılarıyla, insan sağlığı üzerinde
doğrudan pay sahibidir. Bu bölümde, onun, insan sağlığı üzerindeki
dolaysız etkileri ele alınmıştır. Bunun için de, ilk önce ormanın,
özellikle gürültüyü azaltıcı etkilerine değinilmiştir.
Ormanın, insanın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkisi, işte tam bu
noktada kendini göstermektedir. Gerçekten de gürültü kaynağından
başlayana 250 m genişliğindeki bir orman şeridi, insanı rahatsız eden 80
dB(A) şiddetindeki bir gürültüyü yarı yarıya; insanı rahatsız etmeyecek
bir düzeye, 40 dB(A)ya indirmektedir. Esasen, çok tabakalı, sık ve genç
bir orman ölçü alındığında, ormansız alana oranla, bu yapıda gürültü
şiddetinin 1 m için 0,16 dB(A), 200 m için ise 32 dB(A) daha az olduğu
saptanmıştır.
Yalnızca bu veriler bile, ormanın, insanın ruh sağlığı üzerinde doğrudan
olumlu etkisini kanıtlamaktadır.
Öte yandan ormanlar, ilaç üretiminde, kendilerinden yararlanılan bir
hammadde deposu konumundadır. Nitekim ilaç hammaddesinin %25i tropik
ormanlardan gelmektedir. Aynı şekilde kanser hastalarında kullanılan
ilaç hammaddesinin %70i de yine tropik yağmur ormanlarından
sağlanmaktadır.
Yani ormanlar, yalnız ruh sağlığı üzerinde değil, beden sağlığı üzerinde
de büyük katkılar yaratmaktadır. Örneğin ağaçların ve ormanda bulunan
diğer bitkilerin kök, kabuk, yaprak, dal, çiçek ve tohumları doğrudan
ilaç olarak kullanılabildiği gibi, ilaç sanayiinde hammadde olarak da
kullanılabilmektedir.
Günümüzde doğanın, doğal kaynakların ve doğal gıdaların yeniden önem
kazanmasıyla ormandan, bitkilerden, şifalı otlardan, insan sağlığı için
yararlanma anlayışı giderek dikkat çekici bir boyuta ulaşmıştır.
Türkiye ise, şifalı otlar konusunda çok zengindir ve ülkemiz doğal bir
laboratuar konumunda bulunmaktadır.
Topraklarında, yaklaşık 9.000 bitki türü barındıran Türkiyede endemik
bitki türlerinin sayısı da 3.000e varmaktadır.
Bütün bu olgular, ormanların, insan yaşamındaki önemini vurgulamakla
kalmıyor; aynı zamanda onların, nasıl birer can simidi olduğunu da
gösteriyor. Bu yüzden olmalı, kimi orman bilimciler, ormanların çevre
dostu olduğu kadar, aynı zamanda can dostu olduğunu da
vurgulamaktadır. Bir başka görüş ise ormanın artık bir can pazarı
olduğunu belirtmektedir.
Ormanların insan sağlığı üzerindeki bu olumlu etkileri, işte bu nedenle
insanları, kentlerin çevresinde orman yetiştirmeye, onları kent
ormancılığı ve yeşil kuşak ağaçlandırması doğrultusunda çaba
harcamaya yöneltmektedir. Nitekim kent ormancılığı kavramının da ancak
1960lardan sonra yaygınlık kazanmaya başlaması dikkat çekicidir.
Eğlence-Dinlence (Rekreasyon) Açısından Orman
Yirminci yüzyılın başlarından itibaren, güncel anlamıyla ilk kez ABDde
ortaya çıkan orman içi eğlence-dinlence anlayışı, özel fakat oldukça
yaygın, aynı zamanda popüler bir rekreasyon tipi olarak, çeşitli açık
hava etkinlikleri içinde, kendine önemli bir yer bulmuştur. Bir başka
deyişle ormanda yapılan rekreasyon etkinlikleri; kitlesel hareketliliğe
dönük, kendine özgü nitelikler taşıyan, bu anlamda kitleleri, öteki açık
hava çevresi eğlence dinlence etkinliklerinden çok daha fazla kendisine
çekebilen bir etkinlikler bileşkesidir. Çünkü ormanlar, bilindiği üzere,
doğal kaynakları topluca sunabilen en elverişli rekreasyonel yaşam
çevresi konumundadır.
Türkiyede ise ormanlar, 1956dan bu yana, orman-halk ilişkilerinin
geliştirilmesi doğrultusunda, eğlence-dinlence gereksinimleri için de
ayrılmaya başlamıştır.
Orman içindeki eğlence-dinlence, yoğun2 ve yeğin olmak üzere başlıca
iki kullanım tipine ayrılmakta ve etkinlikler de genellikle bu ayrım
çerçevesinde tanımlanmaya çalışılmaktadır. Yoğun yada yeğin kullanıma
konu olan orman parçalarında (orman içi dinlenme yerleri, milli parklar
vb.) insanlar, rekreasyonel anlamda çeşitli etkinlikler
gerçekleştirmektedir yoğun rekreasyonel kullanım, esas itibariyle
önceden saptanan hedeflere göre planlanarak geliştirilmiş olan; organize
tesislere, yüksek ziyaretçi sayılarına ve zengin etkinlik çeşitliliğine
sahip orman alanlarında görülmektedir.
Bu alanlarda özellikle kampçılık, piknikçilik, balıkçılık, botçuluk,
kanoculuk, kayakçılık, yüzme, gezinti, ilginç yerleri ziyaret, toplu
geziler, fotoğrafçılık, toplayıcılık, doğa üzerinde çalışma, çevredeki
insanlarla sohbet, zihinsel dinlenme, atlı binicilik, çeşitli sporlar,
değişik oyunlar vb. etkinlikler gerçekleştirilebilmektedir.
Görüldüğü gibi ormanlar, sunduğu eğlence-dinlence olanaklarıyla da
insanlar için manevi-kolektif-sosyal yararlar sağlamaktadır.
İş Alanı ve Geçim kaynağı Olarak Orman
Ormanlar, sağladıkları maddi yararların, manevi-kolektif-sosyal
değerdeki işlevlerinin yanı sıra, sürekli ve geniş hacimli iş alanı
olarak da insanlara büyük katkı sağlamaktadır. Çünkü ormanlar, gerek
dikim, bakım, üretim; gerekse işletme, pazarlama vb. süreçlerde insan
emeği gerektirdiğinden, sonuçta bir iş alanı olarak da büyük önem
taşımaktadır. Bu alandaki işlenimler ve işlendirmeler, ülke ekonomisine
katkının bir başka boyutunu daha dile getirmektedir. Çünkü,ş iş alanında
ve işlendirme, işleme ilişkilerinden oluşan bu ekonomik zincir, etkisini
ulusal ekonomide de göstermektedir. Nitekim, ormanların gayri safi milli
hasılaya katkısının, resmi rakamların bir hayli üzerinde olduğu
saptaması da bu gerçeği vurgulamaktadır.
Öte yandan orman alanlarının, kişi başına gelirin en düşük olduğu,
işsizliğin yoğun görüldüğü yörelerde yayılış göstermesi, ormancılık
sektöründeki işlendirmelerin çok önemli bir başka boyutunu daha ortaya
koymaktadır. Yani ormancılık sektörü, işlendirme kollarında artış
sağlayarak, orman çevresinde yeni sanayi kollarına rehberlik etmekte;
sonuçta işsizliğin ve köyden kente göçün önlenmesi, bölgeler arası
dengesizliğin giderilmesi, orman köylüsünün yaşam düzeyinin
yükseltilmesi gibi işlevlerle toplumsal kalkınmada katalizörlük görevi
üstlenmektedir.Orman köylüsü, kendisine yönelik tarımsal uğraşlarının en
alt düzeye indiği kış aylarında da işlendirilmektedir. Böylece bir
yandan orman ürünlerinin teknik ve fizik özellikler açısından nitelikli
olması sağlanırken, orman köylüsünün daha fazla kazanç elde etmesi
olanağı yaratılmakta, bu yolla kendilerine erken üretim primi
kazandırılmaktadır.
Ancak, tüm orman köylüsünün ormancılık sektöründe işlendirilebilmesin
beklemek çor zordur, hatta olanaksızdır.
Orman köylüsü, ormanlardan, bir geçim kaynağı olarak da
yararlanmaktadır. Bir başka anlatımla orman, köylüyü bir yandan
işlendirirken, bir yandan yaprağı, çiçeği, meyvesi, tohumu, mantarı vb.
yan ürünleriyle tenceresine girip onu aynı zamanda aşlandırmaktadır.
Ulusal Güvenlik ve Savunmada Orman
Orman, bütün işlevlerinin yanında insanlarda iyimserlik duyguları da
uyandırmaktadır. Bu doğrultuda güven pekiştirmekte, yanı sıra ulusal
güvenliğin ve savunmanın ana damarlarından biri olarak da önemli rol
üstlenmektedir.
Ormanın, savaş ekonomisi ve tekniğine yönelik sağladığı katkılar bunlar
arasında gösterilebilir. Örneğin savaş tesisleri, çeşitli araç, gereç ve
silahın yapımı odun kullanmayı gerektirmektedir. Ormandan elde edilen
yan ürünler, örneğin reçine, katran ve tanenli maddeler de savaş
ekonomisinin işleyişi içinde yer almaktadır.
Ormanlar, bir yandan ulusal güvenlik ve savunma için kilit oluştururken,
öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin olanaklarını da artırır. Çünkü
orman, Silahlı Kuvvetlere, en azından hareket serbestisi kazandırır.
Ayrıca ormanların, yurdu düşmanın gözünden ve silahlarından koruyabilmek
gibi kimi yetenekleri de söz konusudur.
Nitekim Çanakkale Savaşları sırasında, ulusal güvenlik ve savunmada
kazandırdığı yeteneği zayıflatmak amacıyla, orman da hedef alınmıştır.
Çevre ve Orman
Çevre, insan ve ekoloji sözcükleri, artık yüzyılımızı simgeleyen üçlü
bir deyim haline gelmiş bulunmaktadır. Bilindiği gibi çevre,
canlıların yaşamasını sağlayan ve onları sürekli olarak etkisi altında
bulunduran faktörler kompleksidir.
Son iki yüzyılda insan; sanayi, tarım, tıp vb. alanlarda
gerçekleştirdiği devrimlerle, doğada oynadığı rolünü tam anlamıyla ön
plana çıkarmış, ama buna paralel olarak, peşine pek çok çevre sorununu
da takmıştır.
Bu haliyle çevre sorunları, bir açıdan ve bir ölçüde "orman sorunlarına
dönüşmek durumunda kalmıştır. Çünkü çevre sorunlarının başlıcaları
olarak gösterilen hava, su toprak, gürültü kirlilikleri ile öteki
kirliliklerin önlenmesinde, hatta giderilmesinde çevre dostu" olarak
ormanlar, doğrudan büyük işleve sahiptir Nitekim ormanlar, bazen çevre
sorunlarından etkilenen bir hasta, bazen de onun koruyucu hekimi
durumundadır.
Ormanları hasta eden kimi çevre sorunlarına başlıklar halinde değinelim:
- Dünya nüfusu son çeyrek yüzyılda hiç
değilse dörtte bir oranında artmış bulunmaktadır. 2010 yılında toplam
dünya nüfusunun bugüne oranla l milyar daha artarak, 7 milyara
ulaşacağı, hatta bunu aşacağı kestirilmektedir.
- Dünyamızda yaklaşık 30 milyon civarında canlı türü vardır. Ancak
bunun, yaklaşık 1.5 milyonu tanımlanabilmiştir. Tanımlanabilen
canlıların 750.000'i böcekler, 41.000'i omurgalılar, 250.000'i
bitkiler, geriye kalanı ise omurgasızlar, mantarlar ve
mikroorganizmalardır. Ne var ki biyolojik çeşitlilik, geçmişe göre çok
daha fazla tehlike altındadır. Araştırmalara göre, önümüzdeki çeyrek
yüzyıl içinde dünyadaki türlerin ortalama %25'i yok olma tehdidiyle
karşı karşıyadır. ABD'de biyolojik çeşitliliğin devamı konusunda
yapılan bir araştırmanın sonucu, durumun ciddiyetini bütün çıplaklığıyla
ortaya koymaktadır. Bu araştırmaya göre, 1600-1900 yıllan arasında 75
canlı türü yok olmuştur. 1900-1950 yılları arasında ise yine 75 canlı
türünün yok olduğu saptanmıştır. Buradan yola çıkılarak yapılan uz-görü
(projeksiyon) ve öngörülerle de, 2000 yılının sonuna kadar 50 000 türün
yok olacağı hesaplanmıştır.
- Habitatların bozulmasına bağlı olarak,
dünyada her yıl 25 milyon tonun üzerinde verimli üst toprak taşınmakta,
1.5 milyon ha sulu arazi de kaybolmaktadır.
- Mavi gezegenimizde su açığı, her geçen gün
artmaktadır. Dünyadaki su rezervlerinin %69'u tarımda, %23 u sanayide
kullanılırken, yalnızca %8'i konutlarda Kullanılmaktadır. Bu arada
suyun, son üç yüzyıl içinde 35 kat azaldığı tahmin edilmektedir.
- Kentleşme, sanayileşme, turizm, bitki ve hayvan ticareti, atık
maddeler vb. nedenlerle deniz kıyı şeridindeki ekosistemler, hızlı bir
bozulma içindedir. Önümüzdeki 30-40 yıllık süreçte bu bozulmanın çok
daha büyüyeceği, çözümü zor karmaşık sorunlarla boğuşulmak zorunda
kalınacağı kestirilmektedir.
- İklim değişikliği, küresel ısınma, sera
etkisi, ozon tabakasının incelip delinme-si, asit yağmurlan, radyoaktif
serpintiler, virütik salgınlar vb. terimler, 1980'lerde bilimin
sözlüğünden çıkıp, küresel çevre sorunları olarak birer birer günlük
yaşamın sözlüğüne girmiştir.
Dünyamızda, bilinen 2 milyon çeşitten fazla kimyasala, her yıl 50 000
çeşit yeni kimyasal daha eklenmektedir. Amerika Kimyacılar Derneği,
kullanımda olan kimyasal sayısının 63 000 dolayında
olduğunu
sanmaktadır. Kimyasallardan ancak 6 000 kadarı, mutasyon yapma ve
kansere yol açma potansiyelleri açısından denenebilmiştir. Geriye
kalanların ne çeşit etkileri olduğu konusunda ise ne yazık ki bilgimiz
bulunmamaktadır. Oysa, çevresel kirleticilerin kansere yol açabileceği
gerçeği, ilk kez İngiltere'de 1775'te baca temizleyicilerinde skrotum
kanserlerine daha sık rastlandığının ortaya çıkmasıyla öğrenilmiştir.
Öyle anlaşılıyor ki, henüz yöresel konumda seyreden çevre kirliliği,
ileride kıtalararası bir nitelik kazanacak; belki de savaş, açlık,
doğal afet vb. büyük sorunlar konumuna girerek, insanoğlunun gündeminde
ilk sırayı alacaktır. |