|
Gümüşhane, coğrafi yapı itibariyle pestil ve
köme imalatı için uygun bir konumda bulunmaktadır. Toprak, su ve
hava kirliliğinin çok az olması, mikroklima iklim yapısına
sahipliği yanında pestil ve köme imalatında kullanılan çeşitli
meyvelerin yetiştiriciliği için uygun bir yerdedir.
Gümüşhane pestilinin yapımında bölge insanının ustalık tutkusu
en üst seviyededir. Bölgenin temiz hava ve suyunun yanında
ekolojik koşullarda yetişen dut, ceviz meyveleri ile bal ve
sütünün karıştırılmasıyla elde dilen pestilin tadına doyum olmaz.
Maharetli eller her zaman kaliteli ürünler ortaya
koyamayabilirler. Fakat Gümüşhane'de pestil yapımında farklı bir
ekol yaşanmaktadır. Doğasıyla bütünleşmiş, tabiatın
güzelliklerini içerisinde toplayan tamamen doğal pestil ve
kömenin tadı bir yana, güzelliği, hoş kokusu ve besleyici değeri
yönüyle de tüketilmesi gereken en önemli besin maddelerinden
biri haline gelmiştir. Bu kadar güzel bir gıda maddesinin
pazarlanmasında problem yaşanmamalıdır.
Gümüşhane'de yeterli sanayi ve tarım
alanlarının olmayışı burada yaşayan halkın önemli bir çoğunluğu
yakın zamana kadar daha iyi geçim koşullarına sahip olabilmek
için, büyük şehirlere göç etmiştir. İl genelinde yaşayan
insanların ana geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Tarımın
sanayi ile entegrasyonunun sağlandığı ürünler arasında pestil ve
köme'de sayılabilir. Aile tipi işletme şeklinde kurulan bu
imalathaneler küçük çapta ve kendi imkanlarıyla pazarlamasını da
yapmaktadırlar. Pestil ve kömenin ilimizde ilk yapıldığı tarih
bilinmemekle birlikte yüzyıllar öncesine dayandığı tahmin
edilmektedir. Çok eski teknoloji ile hala evlerde üretim
yapanlarda mevcuttur. İmalathanelerimiz dünyadaki teknolojik
gelişmelere ayak uyduramamıştır. Ülkemizdeki teknolojik
gelişmenin de gerisindedir.
Önceleri kışın tüketilmek için pestiller kurutulur ve soğuk
aylarda insanlar enerji ihtiyaçlarını onunla karşılardı. Yüksek
enerji değerine sahip olan pestil ve kömeler ayni zamanda
içerdikleri diğer besin kaynakları bakımından da önemli gıda
maddelerinden biri haline gelmiştir. 100 gr. Pestil 332 kcal
enerji verirken, 139 mgr. Fosfor, 1260 mgr Potasyum ve 33 mgr.
Sodyuma sahiptir. Sodyum bakımından fakir potasyum bakımından
zengin olması kalp- damar hastalıklarının önlenmesi açısından
önemini artırmaktadır. Pestil ve kömenin besin içeriği, üretim
aşamasında kullanılan bal, süt, dut, ceviz veya fındığın
kalitesiyle yakından ilgilidir.
Pestil; K, Ca, S, P,Mg, Cu, Zn, l, Cl, SiO, CaO gibi mineraller
açısından zengindir. Biyolojik değeri yüksek proteine de içerir.
Ayrıca suda eriyen (A,D,E,K) vitaminler ile B grubu vitaminlere
de sahiptir. Dolayısıyla vücut doku ve hücrelerinin
yenilenmesinde, su dengesinin korunmasında, hormon, enzim
üretiminde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli
etkiye sahiptir.
Son 30 yıl içinde kanser, kalp hastalıkları ve kısırlık
vakalarında önemli artışlar olmuştur. Bunun önemli nedenlerinden
biri selenyum mineralinin yeterince tüketilmemesinden
kaynaklanmaktadır. Selenyum eksikliği vücudun genel savunma
mekanizmasının zayıflamasında önemli faktörlerden biri olarak
görülmektedir. Günlük ihtiyaç 70-100 mcg arasındadır.
ABD'de 1312 hasta üzerinde yapılan
araştırmalarda, 200 mcg selenyum alımıyla prostat kanseri %63,
akciğer kanseri %47, kolorektal kanserde %58 azalma olduğu
tespit edilmiştir. Genel olarak tüm kanser türlerinde ortalama
%37 azalma bulunmuştur.
Pestil ve köme selenyum minerali içeren ender gıdalardan biridir.
Yapımında bal, süt, ceviz veya fındık, dut ve un kullanılan
pestil ve köme selenyum açısından zengindir. Bu itibarla kanser,
kalp-damar hastalıkları, kansızlık ve iktidarsızlık problemi
çeken insanların hemen her gün tüketmeleri tavsiye edilmektedir.
Doğada bitkiler inorganik selenyumu organik formuna çevirirler.
Ancak modern tarım yöntemleri, kimyasal mücadele ilaçları,
erozyon v.b gibi nedenlerle topraktaki doğal mineral seviyeleri
gittikçe düşüyor. Selenyumda miktarı en hızlı azalan
minerallerin başında geliyor. Unutmayalım ki sigara selenyum
miktarını azaltan en önemli nedenlerden biridir. Ayrıca selenyum
bazı bilim adamları tarafından bir kanser savaşçısı olarak da
tanımlanmaktadır.
Alman Beslenme Cemiyeti'nin yaptığı
araştırmaya göre, vücuttaki çinko çocuk sahibi olma şansını
azaltıyor. Araştırmacı Daniela Rösler'in verdiği bilgilere göre;
kısırlık sorunu olan erkeklerin kanındaki çinko seviyesi,
kısırlık sorunu olmayan erkeklere oranla çok daha düşük. Ayrıca
çinko eksikliği, erkeklik hormonu testosteronun salgılanmasını
da engelliyor. Çinko büyüme, cinsel gelişme ve üremede gerekli
bir element. Çinko, A vitamininin anti kanser etkisini
güçlendirerek yeni oluşan kanser hücrelerinin öldürülmesine
yardımcı olur. Çinko yetersizliği A vitamininin karaciğerden
salınımını ve kullanımını azaltır. Bu nedenle çinko içeren
besinleri A vitamini içeren besinlerle birlikte tüketmenin
oldukça büyük faydaları var. Özellikle kanserli hastalarda çinko
yetersizliği çok sık görülür. Kısacası, A vitamini ve çinko
birbirini tamamlayan ikili gibidirler. Bu nedenle beslenmede A
vitaminine dikkat ederken, çinko alımına da özen göstermek
gerekir. Çinko en fazla pestil bileşenlerinden ceviz, bal ve
fındıkta bulunur. Bunların dışında çinko açısından en zengin
gıdalar su ürünleridir.
C vitamininin besinlerdeki demirle ilgili önemli bir görevi
vardır. Demir yetersizliği, sindirim sisteminde kanser oluşma
riskini artırır. Bu nedenle kanser beslenmesinde demirin büyük
önemi vardır. Besinlerle alınan demirden tam anlamıyla
yararlanılması gerekir. Demirin hem bağırsaklardan emilebilmesi,
hem de kemik iliğine taşınabilmesi için C vitaminine ihtiyaç
duyulur. Beslenmeniz C vitamininden yetersizse demirden
yeterince faydalanamazsınız. C vitamininin demir emiliminde
etkin bir rol oynayabilmesi için aynı öğünde demir içeren
besinlerle birlikte alınması gerekmektedir.
Pestil demir minerali yönünden zengindir. Zenginliği kullanılan
hammaddelerden fındık veya ceviz, bal ve duttan
kaynaklanmaktadır. 100 gr fındıkta 4,5 mgr, cevizde 3,1 mgr,
dutta 1,57 mgr ve balda 0,05 mgr kadar bulunan demir tamamıyla
pestilin yapısına geçmektedir. C vitamini yönüyle zengin
besinler ise kuşburnu, kivi, dut, partakal, limon v.b gibi besin
maddeleridir. C vitamini besinin bekleme süresi ile işleme
pişirme gibi nedenlerden dolayı kolayca özelliğini
kaybetmektedir. Bu itibarla pestil tüketirken bu ürünlerden
biriyle tüketmekte fayda vardır. Besinlerdeki demirin emilip
sindirim sisteminden kana karışmasını engelleyen tanen gibi
maddeleri içeren çay, kola gibi maddelerle pestil
tüketilmemelidir.
Kalsiyum minerali açısından da oldukca zengindir. Kalsiyum kemik,
diş ve tırnak sağlığımız açısından çok önemlidir. Sağlam bir
iskelete sahip olabilmek için kalsiyum, fosfor, magnezyum gibi
mineralleri günlük yeterli ve dengeli miktarda almamız gerekir.
Kalsiyumun yetersiz alınması sonucu; çocuklarda raşitizim,
yetişkinlerde kemik erimesi (osteoporoz) hastalığı görülmektedir.
Pestil kalsiyum, magnezyum ve fosfor mineralleri açısından
oldukca zengindir. Özellikle süt, ceviz ve bal önemli kalsiyum
kaynaklarındandır. Ayrıca unda da kalsiyum minerali
bulunmaktadır. Çocukların büyüme ve gelişmesi için çok önemli
olduğu gibi yetişkinlerin sağlam kemik yapılarını muhafaza
edebilmeleri için mutlaka günlük kalsiyumlu ürünleri tüketmeleri
gerekir. Kemik kütlesi otuzlu yaşlarda maksimum miktarına erişir.
Araştırmacılar, özellikle genç yaşlarda bol kalsiyum alınmasının,
ileri yaşlarda osteoporoz riskini azalttığını belirtiyorlar.
Antioksidan besinler; Beta karoten (Vitamin A), Vitamin C,
Vitamin E, Selenyum ve Manganez içerir. Beta Karoten; oksijen
molekülünden serbest radikallerin oluşumunu önler. Yağda çözünen
Vitamin E; antioksidan bir enzim gibi çalışıp hücre zarının
parçalanmasına engel olur. Selenyum; peroksit olarak
isimlendirilen serbest radikalleri çoklu-doymamış yağlara
dönüştüren ve antioksidan etkili bir enzimdir. Suda çözünen
Vitamin C; hücrelerdeki zararlı reaksiyonların oluşmasını
engeller. Bu yolla antioksidan gıdalar; kalp hastalıklarına,
kalp krizine, kansere ve erken yaşlanmaya karşı etkili bir
koruyucu olarak görev yaparlar.ndur. . D vitamini, kalsiyumun
kemiklere ulaşması için gerekli bir vitamindir.
Ancak bu etkinin, oluşmuş hastalığın tedavisini değil,
hastalıkların önlenmesini sağladığını bir kez daha hatırlatmak
isterim.
Vücudumuz normal işlevini sürdürürken ve bunun için oksijen
kullanırken bazı atık maddeler ortaya çıkar. Bu maddelere '
Serbest Radikaller' denir ve bunlar yüksek düzeyde tahrip
edicidir. Temas ettikleri moleküllerin yapısını bozar, tabiri
caiz ise paslandırır. Vücudumuzda bu tehlikeli maddelerle
birlikte yaşarız ve dokularımız sürekli olarak bu maddelerin
erozyonuna uğrar.
Serbest radikaller denilen bu zararlı maddelerden kurtulmak için
vücudumuz 'Antioksidan' denen dost maddeleri kullanır.
Antioksidanların bir kısmı vücudumuzda üretilir ancak bir kısmı
dışarıdan alınır. Aslında serbest radikallerle antioksidanların
savaşında ideal koşullar altında bir denge söz konusudur. Ama bu
denge özellikle günümüzde karşılaştığımız dışsal etkiler
nedeniyle bozulur ve yoğun hasarla karşılaşırız.
Ağır yemekler, Besinlerdeki katkı maddeleri, İlaç artıkları,
Radyasyon ve güneş ışığının kendisi, Havadaki kimyasal maddeler,
Egzoz ve baca dumanı, Karşılaştığımız bir çok kanserojen madde
ve stresli hayat şartları. Bunlar vücudumuzun gücünü zayıflatır
ve daha fazla antioksidan maddeye ihtiyaç duyarız... Şimdi
gelelim bu antioksidanları vücudumuza nerelerden sağlayacağımıza.
Hemen şunu not edelim; En güçlüsü olsa da tek bir antioksidan
madde almak yerine çeşit çeşit antioksidanı bir arada alıyor
olmak daha iyidir. Çünkü bu maddeler serbest radikallerle
savaşta birbirlerini desteklerler. En çok ve en eski bilinen
antioksidanlar A vitamini, E vitamini, C vitamini, selenyum ve
çinkodur.
Brokoli ve aynı familyadan karnabahar, lahana ve brüksel
lahanasının ve bunun yanında havucun, semizotunun, kerevizin,
soğanın, sarımsağın güçlü antioksidan kombinasyonları olduğunu
artık biliyoruz. Genel olarak daha koyu ve canlı ve parlak
renkli sebze ve meyvelerin daha çok antioksidan taşıdığını artık
biliyoruz. Domateste en çok olan ve diğer kırmızı sebzelere de
rengini veren likopen isimli güçlü antioksidanla hepimiz
tanıştık. Fermente edilmemiş çay olan yeşil çay güçlü bir
antioksidan olarak hayatımıza girdi. Ceviz, badem, fındık, kabak
çekirdeği, ayçiçeği, kabuklu hububat, tohumların diyetimizde çok
önemli olduğunu artık biliyoruz. Diyetimizde genellikle eksik
olan ve balık yağında veya keten yağında bulunan omega-3 yağları
antioksidan özellikleriyle daha da önemli hale geldi. Kivinin,
çileğin, mürdüm eriğinin, böğürtlenin, yaban mersininin,
kuşburnunun önemini artık daha iyi biliyoruz. Değişik bitki
çaylarının, en bilinenlerini saymak gerekirse, kekiğin,
biberiyenin, adaçayının, nanenin veya zencefil, zerdeçal gibi
baharatların şaşırtıcı derecede güçlü antioksidan
kombinasyonları olduklarını gördük.
Besinlerin bileşiminde doğal olarak bulunan
antioksidan maddeler nelerdir?
- A vitamininin ön maddesi olan beta- karoten
- E vitamini
- C vitamini
- Selenyum
- Çinko
- Sebze ve meyvelerin renk pigmentlerinin kaynağı olan
flavonoidler
Pestil ve köme üreten her bir imalathane kendi ürettiği
mamullerle ülke genelinde markalaşmaya çalışmalı, her geçen gün
kendini yenilemeli, aile, il ve ülke ekonomisine daha fazla
katkıda bulunmanın yollarını araştırmalıdır. Gelişmelerini bilim
ve teknolojiye uygun olarak yapmalı, yapacağı yatırımları TSE,
ISO, HACCP sistemine sahip olabilecek şekilde yapmalıdır.
Ürettiği ürünleri kesinlikle ambalajsız ve markasız piyasaya
sunmamalıdır. Kaliteyi artırarak isim yapmak, güven tazelemek
istiyorsa mutlaka kanun ve yönetmelikler çerçevesinde bilinçli
yatırımlar yapmalıdır. Bizim en büyük eksikliğimiz yeni buluş ve
gelişmeleri yeterince takip edemeyişimizden kaynaklanmaktadır.
İlimizde yıllık toplam pestil üretimi tahmini olarak 1800 ton,
köme üretimi de 800 ton'dur. Gıda siciline kayıtlı işletmelerde
pestil üretim miktarı 420 ton, köme üretimi 210 ton civarındadır.
İlimizde yaklaşık olarak 225 ton'da pekmez üretilmektedir.
Soğuk kış günlerinde enerji yanında mineral, vitamin, protein ve
karbonhidrat deposu olan pestili bağışıklık sisteminizi
güçlendirmek için sık sık tüketmekte fayda vardır. Unutmayalım,
tüketeceğimiz pestiller mutlaka Tarım ve Köyişleri Bakanlığından
izinli olmalıdır
(Kaynak: Mehmet ÖZDEMİR
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi) |